Ki mi sadece birkaç bölüm kimi 10 yıldan fazla sürdü. Gayri resmi gündemimizi hep onların konuları işgal etti ve farkında olmasak bile kişiliğimizi etkiledi.
Her sezon 150’nin üzerinde dizi çekilirken bunlardan en fazla 70 tanesi tutuluyor ve devam bölümleri çekiliyor. Rakamlara bakılırsa çok dikkatli ve seçici davranıyoruz bu konuda!!!
Sayısı ne olursa olsun konular hep aynı ve senaryolar ortak. Aşk ve aşkın türevleri, yasak aşk, karşılıksız aşk,şiddet, ihanet, cinayet,sürekli mutsuzluk ve huzursuzluk, hep gözyaşı…
Türkiye’nin dizi arşivine göz atıyorum bir süredir. Eskiden ihtiyaca binaen yazılıyormuş senaryolar. Çok uç noktalara dokunan ve gönderme yapan bölümlerin büyük kısmı traşlanıyormuş yapımcılar tarafından. Beğenilmeme ve tepki alma korkusu daha usturuplu davranmaya itiyormuş onları. Bu gün toplumun ihtiyaçları önem arzetmiyor. İnsanları nereye yönlendirmek istediklerini düşünüp senaryoyu ona göre yazıyorlar ve mekan olarak en özendirici, dikkat çekici yerleri seçiyorlar. İzleyen herkes kendinden bir parça, hayatından bir kesit buluyordur eminim. Bu bölüm olmazsa gelecek bölüm, kendi çocukluğunu, olmadı komşunu,sevgilisini,patronunu vs.
Mahallenin muhtarları ve Bizimkiler gündelik hayatın koşturmacasında hepimizin başına gelebilecek olayları konu alır ve çok gerçekçi bir yaklaşımla bazen güldürür bazen hepimizi hüzünlendirirdi. Akşam yemeğinden sonra yapacak daha iyi bir işin yoksa ailecek izlenebilecek dizilerdi. Dallas ve Brezilya dizileriyle kadınlar beş çayında gündemin nabzını tutuyorlardı.
2000’li yıllarda dizileri ve senaryoları yavaş yavaş , alıştıra alıştıra, fark ettirmeden değiştirdiler . Şiddet ve aşkın alışılmamış ve neredeyse hiç görüp, düşünülmemiş türevleriyle doldurdular . Geçiş o kadar profesyonelce oldu ki insanlarımız kendileri o hayatların içersinde bulup dizilerdeki karakterlerle özdeşleştiler ve idol arayışında olanlar hızlı bir değişeme girdiler. Konuya uygun olarak seçilen mekan, dekorlar ve kıyafetlerle iyice özenti oluştu. Televizyon gerçekten çok etkili bir güç ve etkisi çok büyük,hızlı,kalıcı…
Aile dizisi diye yutturmaya çalışılan ve kadrosunun sayı olarak bir çekirdek aileye yettiği diziler kendi kültür ve ahlaki değerlerimize uymadığı gibi etrafımızda hiç görmediğimiz bir aile yapısını izlettirmekte ve buna sürüklemekte.
Çocuklarımız için yapılan ve hayal gücü sınırlarının zorlandığı sihirli ve büyülü dizilerdeki algılar somut düşünce sistemini zayıflatıp gerçekle hayal ayrımını yapılamaz bir hal aldırmıştır.
Mafya ve polisiye dizileri ülkemiz gerçeklerini anlatmıyor. Sanal hikayeler ile “-miş gibi” gösterip ekran başına kilitlenmeye ve tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmeye zorluyor. Oradaki kahramanın yüzüğünü, saatini, atkısını ve kıyafetlerini üzerine geçiren okulda, trafikte, sokakta külhanbeyi oluyor. Kendi çevresindeki değeri ve itibarı yetersiz geliyor, tatminsizlik duygusuyla beraber gördüğünü yaşama telaşına düşüyor. Dizilerdeki gizli ve sanal reklamlarla tüketim alışkanlığımızı ve ihtiyaçlarımızı istedikleri gibi yönlendiriyorlar.
Huzur ve mantığın hiç olmadığı, gayri meşru ilişkiler ve aldatma fikri üzerine kurulu dizilerin, toplum tarafından kabul görmeyen bütün davranış şekillerini normalmiş gibi yansıttığı, bilinçaltını “aslında bu tür şeylerde olabilirmiş, hatta benim yaşamamda da bir suç ya da ayıp yok “ fikrine ittiği ve gerçek hayatta farkında olmadan bir şekilde uygulamaya koyduğu gün gibi aşikardır.
2000’li yılların başında 20bin’lerde olan boşanma sayısı 2000’li yılların sonunda 150bin’e ulaşıyor. Psikologlar “ dizilerdeki senaryoların insanların bilinçaltına yerleştiği ve algılama kabiliyetini yok ederek davranış ve düşüncelerde farklılaşma olduğunu bunun sonucu olarak da boşanma sayılarının arttığını” dile getiriyorlar.
En güzel mekanlarda en ünlü oyuncuları kullanıp, en renkli ve göze hitap eden(!!!) kıyafetleri giydirip, insan nefsine hoş gelen haletleri ve olayları yaşatıp sonra en heyecanlı yerinde kesip haftaya bırakarak…eskiden masallarda 1 tane olan ve bir ömür beklenen Beyaz Atlı Prens’ten her ortama bir tane yerleştirip algıları bu yönde değiştiren …bizleri tüketim toplumu olmaya iten ve en önemlisi bize ait olan seçme hakkını gizli reklamlarla elimizden alıp istedikleri mekan ve ürünleri aldırtan…kendimizin ve ülkemizin gerçekleriyle ilgilenmemiz gerekirken en zayıf noktamızdan yakalayıp gündemimizi tamamen değiştiren ve daha da vahimi ahlaki değerlerle bağdaşmayıp aile ve toplum yapısını bozan… dizilere hatta daha genel bir kavramla günümüz televizyonculuğuna HAYIR…!