Ülkelerdeki iç ayaklanmalar yıllardır hüküm süren liderliklerin yıkılması ve bu karışıklıktan faydalanmak isteyen ülkelerin heyecanı…
Hepimizin televizyonlardan izlediği ve günlerce dünya gündemini meşgul eden olayların altında neler yattığıyla ilgili onlarca yazı yazıldı ve tartışma programları yapıldı. Herkes bu olayların neden olduğunu bu ülkelerin yönetim stratejilerini ve onlardan faydalanmak isteyenleri konuştular. Peki hiç düşündünüz mü ? Sıra bize ne zaman gelecek? Buna izin verecek miyiz?
Üniversite mezunu ve seyyar satıcılık yapan bir gencin Tunus’ta, işsiz bir gencin de Mısır parlamentosunun önünde kendini yakmasıyla başladı her şey. Dikta ile yönetilen bu ülkelerde liderler ve ülkedeki bazı güçlü aileler lüks içinde yaşarken ülkenin geri kalan halkı sefalet ve yoklukla mücadele ediyordu. Bu yönetim şekline ve hayat standardına baş kaldıran geçler doğru zamanı mı kolladılar? Neden bu dönem patlak verdi ? Birileri onlara “hadi artık” demiş ya da onların bardağının taşmasını sağlayan son damlayı kimseye çaktırmadan damlatmış olabilir mi?
Libya’nın gidişatından korkan ve durumdan yıllardır fazlasıyla rahatsız olan ülkeler, değişime Libya’dan başlamanın zor olduğunu biliyorlardı. Tunus ve Mısır’da yangınlar çıkması Libya’da en azından duman çıkartırdı. Fırsatı değerlendirirlerse önümüzdeki 50 yıllık “son verimli dönemi” iyi kullanıp asıl amaçlarına biraz daha yaklaşmış olacaklardı.
Kaddafi ülkesindeki insanlara kamu hizmetlerini bedelsiz ya da sembolik olarak çok küçük bir ücret karşılığında veriyordu. Vatandaşlara faizsiz krediler, öğrenim durumlarına göre maaş, yurtdışında okuyan gençlerin ihtiyaçlarının karşılanması, ailelere ücretsiz barınma imkanı gibi hizmetler vardı. Halk rahat ve huzurlu bir hayat sürüyordu. Buna rağmen ülkede muhalefet oluşturacak derecede bilinçli ve olaylara hakim olan kişi sayısı çok azdı ve neredeyse ülkenin %90’ı apoliziteydi. Ülke çok hızlı gelişiyordu. Yollar, eğitim ve sağlık tesisleri, demiryolları yapılıyordu. Kaddafi ülkesindeki petrolu kendisi çıkartıyor ve hiç kimsenin desteğini almadan kendisi satıyordu. Gelişmekte olan ülkenin inşaat ihtiyacının büyük bölümünü Türkiye, malzeme ihtiyacını İtalya ve Rusya, teknolojik yapılanma ihtiyacını da Çin karşılıyordu. ABD ve Fransa bu durumdan son derece rahatsızdı. Onların derdi bu küçük ticaretlerden paylarını almak değil ülkenin zengin petrol ve gaz rezervine sahip olmaktı. Ülkenin bir kuruş dış borcu olmadığını düşünürsek orayı sömürmeleri çok mümkün değildi ve en kötü bu yer altı kaynaklarının dağıtımını kontrol altında tutarak işe başlamak istiyorlardı. Tunus ve Mısır’da başlatılan ayaklanma sonunda Kaddafi’nin devrilmesine ve ülkenin yeniden yapılanmasına zemin hazırladı.
Toplumların kaderleriyle oynamak bu kadar kolay olmamalı. Ülkeler arası siyasi oyunlar ve stratejiler bu ülkelerin dış politika yöneticileri aracılığıyla etik bir şekilde uzlaşmacı tavırlarla yapılıyor olmalı. Halkın zafiyetlerinden yararlanıp, ülke içinde çirkin oyunlar oynayıp ayaklamalar yaratarak ve basının olayları yönlendirmesini sağlayarak yapılan siyaset kabul edilebilir değil. Bu durumda dünya üzerindeki hiçbir milletin kaderi kendi ülke yönetimine bağlı olmuyor. Dış güçler geliyor ve sizin üzerinizde oyunlar oynayıp koltuklarına çekilerek izliyorlar ve sonuçlanmasını bekliyorlar. Herşey yatışınca kontrolü ele almak için dost görünümünde yanınıza gelip yardım eli uzatıyorlar. Tıpkı Tablus düşer düşmez oraya koşan ve “”Birleşik bir Libya’da olduğumuza inanıyoruz, parçalanmış değil. Bingazili gençler, Libyalı gençler, Arap gençleri, Fransa size dostluğunu ve desteğiniz sunuyor. Barış istediniz, özgürlük istediniz, ekonomik kalkınma istediniz, Fransa, İnglitere ve Avrupa Libya halkının yanında olacaktır “ diyen Sarkozy gibi..
Peki yıllardır bitirilemeyen Kürt sorunu ve kendini azınlık gibi hisseden insanları bir televizyon haberiyle kışkırtılması mümkün mü? Libya’da sadece 26 kişi ölmüşken dünya basını Kaddafi’nin paralı askerlerinin katliam yaptığını çığlıklarla duyuruyordu. ABD’nin paralı askerleri Irak’ta sokakları kan gölüne döndürdüğünde susan ve gözlerini kapatan dünya medyası bunu yapan…Aynı şeyi bizim içinde yapmaları, halkı ve hükümeti panikletmeleri, ülke içinde ciddi bir kaos oluşturmaları zor mu? Kürtleri, Alevileri, Lazları, Tatarları, Çerkezleri…”Gençler sizin hak ve hürriyetiniz yok hadi bir zahmet ayaklanın da size sonra yardımcı olacak güçler çıkacaktır. Bakın Libya 40 yıllık devri iki delikanlının ayaklanmasıyla nasıl bitirdi…” diyerek küçük bir kıvılcım ve sonra halkın ayaklanmasıyla iç hareket hatta savaş ve düşen hükümet…
Diş siyasette ülke en parlak dönemini yaşanıyor,komşularla bütün sorunlar bitiyor ve bir çoğuyla vizeler kalkıyordu. Arap ülkelerinde baş gösteren bu olaylar sonrası stratejik bir karar alarak dış siyasette katı bir duruş sergilemeye başladık. Bu tür kararlar günü kurtarmak adına değil ileriye dönük önümüzdeki 10 yıl planlanarak verilmelidir. Eğer Suriye’de olaylar kızışırken biz Esad’a sessiz kalsaydık ülkemiz için yapılacak olan bir siyasi oyuna hazırız imajı ve mesajı vermiş olurduk.
Ekonomik büyüme oranı ortalama %10’larda. Çin’den sonra ikinci sırayı alıyoruz. Avrupa bir ekonomik kriz yaşıyor ve bizim elimiz gittikçe kuvvetleniyor. Batman, Diyarbakır ve Adıyaman’ın altındaki petrol denizleri yavaş yavaş konuşulmaya ve bunlar için hazırlıklar yapılmaya başlanıyor. Ürkütmemek lazım bu topraklarda gözü olanları ve karşılarında dik durarak kolay lokma olmadığımızı göstermemiz lazım. Eğer küçük bir iç ayaklanmada bile heyecana kapılıp panik yapabilecek halk, önceki örneklerde olduğu gibi köşe sıkışıp dış güçlerin oyununa boyun eğecek bir iktidar olduğunu şu dakika anlasınlar ve gözlerine kestirsinler yarın birileri çıkar Taksim meydanına. Kim olduğu ve ne dediği çok önemli değil..Dersim derler,Sivas derler, Kürt devleti derler..
Sıra bize gelmeyecek..! Gittikçe güçleneceğiz ve bundan 5 yıl sonraki Türkiye’yi şuan ki dünya güçleri hazmetmekte çok güçlük çekecekler. Birlikte,el ele…