23 Ekim 2011 Pazar saat 13:41…
Hayatımın en anlamlı eğitimlerinden birini alıyorum Prof. Dr. Turgay Biçer’den. Son 4 haftadır devam eden ve büyük keyifle dinlediğim konuların arasına telaş giriyor birden…
Cep telefonumdaki çağrılar ve televizyondaki son dakika haberleri…
“Van 7.2 ile salladı”
“Van’da deprem”
“Erçiş yıkıldı.100’lerce kişi enkaz altında…”
Ben nerdeyim?
Pılımı pırtımı toparlayıp hızlıca çıkıyorum. Arabaya bindiğimde elimden telefon hiç düşmüyor ve organize olmaya çalışıyoruz. Hep hazır duran afet çantamı almak için eve doğru gidiyorum ama gözümün önünde televizyonda birkaç saniye de olsa gördüğüm o yıkılmış binalar var. Telefonlar hiç susmuyor…Gittiğimi haber veriyorum ya, bir de bizimkiler telaş katıyor olaya ve nihayet yola çıkıyoruz…
Erçiş…Eski halini bilmem ama bu şekilde yaşanacak yer değilsin!
Sahra hastanesi önünde onlarca ambulans var ve sürekli yaralılar geliyor. Henüz kimse olayın şokunu atamamış. Kurtarma ekipleriyle beraber Türkiye’nin her yerinden gelen sağlık ekibi sayısı 4000’i buluyor.
Sevgi Apartmanı enkazında çalışmaya başlıyoruz. Telsizler hiç susmuyor. Çıkartılan yaralılar önce sahra hastanesine oradan hava ambulansları ve askeri helikopterlerle çevre illerin hastanelerine naklediliyor. Saatler ilerliyor vakit gece oluyor sonra yine gündüz oluyor sonra yine gece…Ekipler yorgun,ekipler aç ama hepsi azimli ve umutlu.
İlk 2 gün neredeyse elma bisküvi ve su dışında hiçbir şey yiyemeyen kurtarma ve sağlık ekipleri bazen nefesini tutup ses dinlemesi yapıyor bazen enkazın üstünden ellerine gelen molozları aşağıya atıyor. Her çıkan canlı bir umut, her çıkan ceset keder.
Sevgi Apartmanı, kahvehaneler bölgesi, devlet hastanesi morgu, karayolları. Bu arada mekik dokuyoruz ambulanslarla sizlerde televizyondan izliyorsunuz. Yardımların ulaşmadığı, ekiplerin yetersiz kaldığı söyleniyormuş televizyonda sonra yetkililer yalanlıyorlarmış haberleri.
Orada olmanız lazım neler yaşandığını tam anlamıyla anlayabilmeniz için. Televizyondan izlemek, yaşayandan dinlemek cidden yetersiz. Enkaz başında birbirini hiç tanımayan ama aynı amaç orda bulunan ekiplerin ellerindeki ekmeği bölüşerek yemelerini, karısının yanına erzak olarak verdiği bir mandalinayı orda hilti sallayan ve eli yüzü toz toprak olan adamların ağızlarına tek tek parçalar halinde veren sağlıkçıyı, “siz yoruldunuz biz devam edelim, siz biraz dinlenin” diye gelip vardiya değiştirmeye çalışan o gönlü güzel insaları orada görmelisiniz.
Ceset taşıdığımız ve kokusuna visk kremlerle zor dayandığımız ambulans kabininde yağmurdan ve soğuktan korunmaya çalışarak uyuduğumuz 3-5 saati, kızılayın yemek dağıtma saatinde bütün herkes gibi kuyruğa girip yemek bekleyişimizi gelip yanı başımızda izlemelisiniz.
Enkazdan çıkartılan cesetlerin hikayelerine şahit olmak ve o korkulu,çaresiz yüz ifadelerini dakikalarca görmek zorunda kalmanın ne demek olduğunu keşke yaşamadan anlayabilseniz.
Depreme kahvaltı masasında yakalamış bir uzman çavuşun ailesinin üzerine nasıl kapaklandığını ve cesetlerini çıkartırken bile kollarını hala açmak istemeyişini…
Genç bir hemşirenin çocuğunun altını değiştirirken yıkılan binanın altında kalan cesedini ve ona ulaşan sağlık ekiplerinin gözyaşlarını…
28 yaşındaki Hasan’ın, ablasının günlerce enkaz altında kalan cesedine o sarılıp öpüşünü…
Enkazda ses dinleme çalışmaları yaparken etraftaki herkesin nefesini tutuşunu ve titreyerek kıpırdayan dudaklarla dua okuyuşunu…
Ve bunlar gibi onlarca yürek yakan, yıkan hikayeyi…
Onca zorluğa ve olumsuz şartlara rağmen orada bulunan herkes elinden geleni yaptı ve döndü…Ama döndü! Dönmek zorundaydı!
Sıcak evini, eşini, çocuklarını, işini bırakıp deprem haberini alır almaz ülkenin dört bir yanından oraya koşan, canla başla çalışan, Erçiş’le yıkılan, sağ kurtulanla yaşayan, ölenlerle perişan olan bütün sağlık ve kurtarma ekiplerine atfen;
Biz ve bizim gibi düşünen, yaşayan insanlar olduğu sürece dünyanın hiçbir çoğrafyasında SEVGİ hiç ölmeyecek..! Belki yıkılan yerler olacak ama soğuktan titrerken gözlerimizden yaydığımız o sıcacık bakış, uzattığımız o yardım eli din, dil ve ırk gözetmeksizin gönüllere yıkılması mümkün olmayan köprüler kuracak…
This is cool!